10 Ocak 2019 Perşembe

Tabiat Harikası: Abant Gölü

Gün geçtikçe artan soğuk hava nedeniyle birçoğumuz günü birlik gezilerden feragat etmek zorunda kaldık. Kış mevsiminin çetin yüzü bizleri her ne kadar evimizde vakit geçirmeye zorlasa da bazen birkaç saatliğine de olsa gönlümüzce dışarıda gezip, dolaşmayı istiyoruz. Hal böyle olunca, herkesin tercihi kendisine en yakın yeri keşfetmek oluyor. Bazılarımız için bu süreç bir döngüye dönüşmüşse de önemli olan iyi vakit geçirmek ve mutlu olabilmek.


İstanbul’a birkaç saat uzaklıkta, yılın dört mevsimi misafirlerini en güzel şekilde ağırlayan ve doğal oluşumuyla görsel bir şölene imza atan Bolu Abant Gölü bu günlerde görülmeye değer güzellikleri ile sizleri çağırıyor.



“Abant Gölü, Bolu’ nun 34 km güneybatısında Abant Dağları üzerinde oluşmuş bir krater ve birikinti gölüdür. Park alanında yükseklikleri 1400m 1700m kadar birçok tepe bulunmaktadır. Alanı 127 hektar olan gölün denizden yüksekliği 1328 metredir. Yeraltı suları ile beslenen gölün derinliği 18 metredir. ”1


Yılın hangi mevsimi gidecek olursanız olun, sizi kendisine hayran bırakmayı başaran doğal bir güzellik Abant Gölü. Bu yıl, Aralık ayında gerçekleşen gezimiz benim yıllar önce bahar aylarında gerçekleşmiş olan gezimle eş değer güzellikte oldu. Aradan geçen onca zamanın birikimi birçok değişimi de beraberinde getirmiş. Uzun zaman sonra bir dostuma denk gelmişsene çok mutlu oldum.


Yaşamış olduğunuz semtte göre değişiklik gösteren yolculuğunuza sabah saatlerinde çıkmanızı tavsiye ederim. Günün ilk ışıklarında başlayan gezinizde sizlere eşlik edecek bir misafiriniz olacak.  Tabii ki büyük bir sis bulutu. Düzce dolaylarında kendisini fazlasıyla hissettiren sis, görüş mesafenizi zorlayabilir.Yolculuğunu daha keyifli hale getirmek isteyenler için, müzik eşliğinde dışarı seyretmelerini tavsiye ederim.

     Görülmeye değer öyle güzel doğa harikası manzaralarla karşılaşacaksınız ki, bir kez daha görmek isteyeceksiniz. Sadece tabiat harikası doğal oluşumlar değil. Sizleri zamanda yolculuğa çıkaracak, anılarınızda gezinmenizi sağlayacak,; eski köy evleri, küçük ağırlar, kıranın ve sisin etkisiyle fantastik bir yolculuğa adım atacaksınız. Öyle ki ben, sanki bir film izliyormuşum gibi gözlerimi camdan hiç ayırmadım. Her bir kare, fotoğraf çekmeye değer bir anı niteliğinde.


Bolu’ ya yaklaştıkça kendisini hissettiren soğuk hava kütlesi ile karşılaşacaksınız. Yağan karın ormanı beyaz bir örtü gibi kaplaması olağanüstü. Yolculuğumuz esnasında, rehberimizin anlatımı sayesinde Bolu’  yu gezmek için ideal zamanın sonbahar mevsiminde Ekim ve Kasım ayları olduğunu öğrendik.


Yine rehberimizin farkındalığı sayesinde, Abant Tabiat Parkı girişi yakınlarında olan Abant Su dolum fabrikasını da görmüş olduk. Giderken sol tarafta bulunan fabrika, ormanın kıyısında küçük alanı kaplıyor. Birkaç ay öncesinde üzücü bir yangın atlamasına rağmen oldukça iyi görünüyordu.

Sabah saat 06:45’ te başlayan yolcuğumuz saat 11.30’ da Abant Gölü’ne varışımızla noktalandı. İçeriye girişin büyük araçlarla yasak olduğu söylenildiği için herkes park alanında inmek zorunda kaldı. Bu alan dışında, büyük ve küçük araçların da park edebilecekleri boş yerler mevcut.


Oto parkın hemen yanında Abant Tabiat Müzesi bulunmaktadır. Hem Gölü’ n çevresinde hem de Bolu yakınlarında yaşayan birçok hayvanın dondurulmuş halini görebilirsiniz. Burada bulunan bütün hayvanların trafik kazası sonucu öldüğü, avlamanın kesinlikle yapılmadığı, köy halkı tarafından ormanın içerisinde ölü bulunduğu söylenildi.

Daha önce sadece televizyonda görme imkanınızın olduğu  doğada yaşayan vahşi hayvanları göreceksiniz. Belli bir süre etkisinde kalma durumunuz da olabilir.
Ülkemizde yaşayan hayvan çeşitliliğinin hem görülmesi hem de bilinmesi adına oldukça başarılı bir müze. Giriş ücretinin olmaması da ayrıca taktire şahane. Ölüm hikayelerini duyduktan sonra hepsinin son derece gerçek ve canlı gibi görünmeleri biraz içimi burktu.


Müzenin içerisinde ayrıca, Bolu evlerini yansıtan bir mimari yapının da minyatür hali yapılmış. Müzeyi ziyaret eden birçok kişi Bolu Hatırası olarak önünde fotoğraf çektiriyor. Abant Tabiat Parkı’ nın üç boyutlu, renklendirilmiş halini de görebilirsiniz. Gölü’ n içerisinde yaşayan birkaç balık türü orta çaplı bir akvaryumda gösterilmekte. Çıkarken fark ettiğim, küçük bir oda da projektöre yansıtan bir gösterim vardı, sanırım. İzleyenleri rahatsız etmemek adına sadece uzaktan bakmakla yetindim J Müzeyi ortalama 15- 20 dk içinde gezebilirsiniz. Fotoğraf çekmek isteyenler için bu durum daha fazla sürecektir.

Tabiat Müzesi’ nin karşında bulunan Yöresel Ürünler Pazarını da görme imkanınız olacak. Bolu’ da yaşayan halkın kendi imkanları ile yetiştirdikleri sebze, meyvelerden alabilirsiniz. Pazarın içerisinde dolaşırken bölgeye has lezzetlerden ikram ediliyor. Teyzelerin yaptığı el emeği, göz nuru yün işlerinden de satın alabilirsiniz.

Abant Gölü’ nün etrafını gezmeniz için sizlere birkaç seçenek sunulmaktadır. Bunlardan birisi, faytonla gezmek. Büyük tur ve küçük tur olmak üzere ikiye ayırmışlar. Büyük turun fiyatı 80 TL. Küçük turun fiyatı da muhtemelen 60 ya da 50 TL olmalı.  Bir diğeri ise, bisiklet turu. Fakat kış mevsiminde hava koşullarının uygun olmaması nedeniyle  bisiklete binen kimseyi görmedik. İstanbul Adalar’ da olduğu gibi belli saat ve dakika belirlenerek bisiklet kiralanıyor olmalı. Tabiat Parkı’ nın daha iç kısımlarında ata binebilir ve etrafta dolaşabilirsin.



Tabiat Parkının içerisinde, birkaç tane konaklama tesisi, ormanın kıyısında ve ve göl kenarında 2 restaurant var. Abant Gölü’ nün çevresinde 7 km’ lik bir parkur bulunmaktadır.  Göl’ ün etrafını belli bir tempoda yürüyüş yaparak 1,5 ya da 2 saatte gezebilirsiniz. Bulunduğunuz mevsimi göz önünde bulundurarak, molanızı restaurant ve kafeler de gerçekleştirebilirsiniz. Manzara eşliğinde çayınızı yudumlayabilir. Kahve içerken sevdiklerinizle sohbet edebilirsiniz. Çalışanların içten ve ilgili davranışları eminim ki sizleri de memnun edecektir. Dilerseniz, öğle ya da akşam yemeğinizi de burada yiyerek göle veda edebilirsiniz.


Fotoğrafa gönül veren herkes için Abant Gölü Tabiat Parkı görülmeye değer bir yer. Aralık ayının son haftasında gerçekleşen gezimizde az da olsa, yağan karın fotoğrafını çekebildik. Kar ve manzara beraberinde çekilen fotoğrafların değeri paha biçilemez. Göl’ ün etrafında dolaşırken birden fazla değişik kadrajta fotoğraf da çekebilirsiniz.



Kış mevsiminde gerçekleşen gezimizde yapılacakların sınırlı olması nedeniyle sadece dolaşmak ve fotoğraf çekmekle yetindik. Arabadan indiğimiz anda ellerimin hemen üşüdüğünü hissettim. Alışma süreci biraz uzun sürüyor. Hangi mevsimde giderse gidin muhakkak yanınıza kalın giyecekler almayı unutmayın. Fark etmeksizin her mevsim soğuk ve serin olduğunu rehberimiz söyledi. Örneğin, yazın çam ağaçlarının altında oturmanın bizleri üşütebileceğini belirtti.


Havaların ısınması ile başka bir atmosfere bürünen Abant Gölü’ nü bahar ve yaz mevsiminde de görmenizi tavsiye ederim. Yıllar önce Nisan ayında gerçekleşen gezimizden bu yana Abant Gölü’ nde çok fazla değişiklik yapılmış. İlk kez Bolu’ ya 15 yıl önce, ortaokul döneminde sınıfça gitmiştim. O zamanlar fayton ve konaklama imkanları yoktu. Tepenin sırtında bulunan piknik alanı bu kadar geniş değildi. Parkın içerisindeki ahşap birkaç ev de yoktu. Halen daha varlığını sürdüren dağın doruklarından gelen su yerini korumuş. Gittiğinizde mutlaka suyun tadına bakın. Hem çok hafif hem de mevsim değişikliğinden etkilenmeksizin aynı soğukluğu muhafaza ediyor.



Bahar mevsiminde, doğanın tekrar uyanışı ile etrafa saçılan tertemiz hava sayesinde kendinizi Karadeniz yaylarında sanabilirsiniz. Etrafınızda kanat çırpan kuş seslerinin eşliğinde başka bir diyara yolculuk edeceksiniz. Gözünüzün alabildiğine zümrüt yeşili çimlerde tatlı bir öğle uykusunun deneyimini yaşayabilirsiniz. Güneşin pırıltısını içinizde hissedeceğiniz mutlu bir gün yaşamanız dileğiyle.

                                                                                        Sevgiyle Kalın


Kaynakça
1- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/bolu/gezilecekyer/abant-golu adresinden 08.01.2019 tarihinde ulaşılmıştır.

10 Aralık 2018 Pazartesi

Cennetten Bir Tutam: Belgrad Ormanı

Şehrin kalbinde, doğal oluşumuyla dört mevsim herkesi kendine hayran bırakan Belgrad Ormanı cennet bir köşe adeta. Gün geçtikçe artan ve yükselen binaların arasından kendinizi ve sevdiklerinizi kurtarabileceğiniz nadide yerlerden biri. Gün boyunca aklınızı kurcalayan, sizi meşgul eden ve cevapsız kalan sorularınızı burada unutacağınıza emin olabilirsiniz.


 Belgrad Ormanı, Çatalca Yarımadası’ nın en doğu ucunda, İstanbul ilinin  Avrupa Yakası’ nda yer alan ağaçlık bir bölge. Doğusunda İstanbul Boğazı, kuzeyinde ise Karadeniz doğal sınırlarıdır. Köklü bir tarihi geçmişe olan orman, Bizans İmparatorluğu Dönemi’ nde büyük bir önem kazanır. Şehrin içme suyunu karşılamak amacıyla pek çok  su yapısı inşaat edilmiştir.

Adını, “Sultan Süleyman’ ın 1521 yılında Belgrad Seferi dönüşünde beraberinde getirdiği Sırp savaş esirlerinin yerleştirilmesi nedeniyle ‘Belgrad’ denilen köyden almıştır.”1 En önemli yaşam kaynağı olarak kabul edilen su, Osmanlı İmpatorluğu’ nda kent halkının hayır dualarını alabilmek için çeşitli su yolları inşaat edilir. Özel konumu gereğince, Osmanlı Dönemi’nde de İstanbul’ a içme suyu buradan sağlanmıştır. Şehrin can damarını oluşturan orman, kaliteli su üretimi sayesinde Mimar Sinan’ ın ölümsüz eserlerinden birine de ev sahipliği yapmaktadır.


kaynak: www.atlasdergisi.com.tr
“Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından inşa edilen ve ‘İstanbul şehrine hayat veren’, ‘gökyüzüne yükselen kemerlerin’ yapıldığı, ‘zümrüt gibi tepelerin ortasında asılı kalmış gümüş bir şerit’ olarak görünen ve Belgrad Ormanı’ ndan Edirnekapı’ ya kadar uzanan Kırkçeşme Suyolu’ nun kemerleri bunun en güzel örneklerindendir.”2

kaynak: blog.milliyet.com.tr
Belgrad  Ormanı’ na geldiğinizde günümüze kadar ulaşan tarihi ve mimari yapıları (bentler, su kemerleri) görmeniz mümkün. Aynı zamanda orman, birçok bitki, kuş, kelebek ve hayvan türüne de kucak açıyor.


Oldukça geniş bir alana sahip olan Belgrad Ormanı, İstanbul’ un akciğeri olarak nitelendirilmektedir. İstanbul’ da yaşanlar için paha biçilemez bir hazine değerinde. Belgrad Ormanı’ nda oturma mekanları, yürüyüş parkurları, kafe, restoranlar ve çocuk oyun alanlarıyla toplamda 10 tane mesire alanı bulunmaktadır. Bunlar; Ayvat Bendi Mesire Alanı, Irmak Tabiat Parkı, Neşet Suyu Tabiat Parkı, Kirazlı Bent Mesire Alanı, Kömürcü Bent Mesire Alanı, Mehmet Akif Ersoy Mesire Alanı, Falih Rıfkı Atay Mesire Alanı, Bentler Mesire Alanı, Binbaşı Çeşmesi Mesire Alanı ve Fatih Çeşmesi Mesire Alanı’ dır.


Buraya geldiğinizde yemyeşil bir dünya sizlere kucak açıyor olacak. Tabii ki, mevsim değişikliğine göre koşulları göz önünde bulundurmanız gerecek. Belgrad Ormanı’nda ilkbaharda yeşili, sonbaharda sarının ve kırmızının tüm tonlarını görmeniz mümkün. 


Aralık ayı olması rağmen geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz gezi sayesinde sonbaharın tüm tonlarını görme imkanımız oldu. İlk defa gittiğimden olsa gerek ki, bu kocaman dünyada kendimi Alice Harikalar Diyarı’ nda gibi hissettim. Havanın serin olmasına ya da soğuk olmasına iyi ki aldırış etmemişiz dedik.


Birden fazla ulaşım noktasına sahip olan Belgrad Ormanı’ na girişimizi Irmak Tabiat Parkı’ ndan gerçekleştirdik. Bu alana araba ile giriş yapılmamakta. Girilmesi takdirinde de belli alana kadar müsaide verilmekte. Adımınızı attığınız anda sizleri ilk piknik alanı selamlıyor olacak. Bahar ve yaz aylarını göz önünde bulunduracak olursak herkese yetecek sayıda masa, çardak var. Ayrıca belli sayıda da ocak var.  Çocuklar için oyun parkı bölümü de mevcut.




Sizleri ileriki kısımlara yönlendirmek için kılavuz bir yol göstergesi yapılmış. Bu yolu takip etmenizde fayda var benden söylemesi J toprak zemin olduğundan her yer, çamurlara buluşmanız an meselesi olabilir. Gerçi birkaç dakika sonra yol, kılavuz yol ile birleşiyor.


Yol boyunca ilerlediğinizde sağınızdan ve solunuzdan küçük nehirlerin yanınızdan akıp gittiğini göreceksiniz. Buraya ne amaçlı gelirseniz gelin bence yanınıza telefonunuzu veya fotoğraf makinenizi almayı unutmayın. Saklamak isteyeceğiniz nice doğa harikası görüntülerin olacağına emin olun. Hele ki, tabiat ve doğa  aşığı biriyseniz J tadından yenmez güzel karelere imzanızı atacağınıza inanın. Bizim gibi sonbahar aşığı biri de olabilirsiniz.






Yılın dört mevsimi misafirlerini en iyi şekilde ağırlayan orman, içerisinde spor yapmak isteyenler için de uygun bir yer. Daha iç kısımlara ilerlediğinizde karşınıza yürüyüşünü ya da koşusunu tamamlamış kişilere denk geleceksiniz. Köpekleri ile yürüyüşe çıkanlara da denk gelmeniz mümkün. Aynı zamanda, Kırıkçeşme Suyoluna ait çeşitli su yapılarını da görme imkanınız olacak. Örneğin; Belgrad Ormanı’n içerisindeki en büyük olan Büyük Bend ve diğer su yapısı Çifthavuz.









Kimi zaman ağaçların gövdesine monta edilmiş kuş yuvalarını göreceksiniz.
Ormanın daha iç kısımlarında karşınıza bazen küçük bazen de büyük çaplı göletler çıkacak. Eğer fotoğraf çekmek amaçlı buradaysanız sonbahar temalı çok hoş kareler yakalayabilirsiniz. Biraz daha ilerisinde bulunan küçük gölette de yansıma fotoğrafları da çekebilirsiniz.






Sanılanın aksine burada yalnızca spor, mangal ya da fotoğraf çekilmiyor. Eğer doğru zamanlamayı başarabilirseniz mevsiminde yeşeren otları, mantarları ve kestaneleri de toplayabilirsiniz.



Hem mevsim gereğince hem de havanın erken kararması nedeniyle çok fazla iç kısımlarda dolaşamadık. Daha önceden dönüş saatinizi belirmenizi tavsiye ederim. Çünkü ulaşımın buraya yalnızca taksiyle yapıldığını bilmenizde fayda var. Bireysel olarak geldiğinizde de kış saatlerinde ayrılma sürenize dikkat edin. Zaman o kadar çabuk ilerliyor ki hiç anlamıyorsunuz bile.


Hatta yorulduğunuzu bile hiç hissetmeyeceksiniz. Öylesine temiz ve bol oksijenli bir orman ki insan kendini dünyaya yeniden gelmiş gibi hissediyor. Bizim için öyle J oldu.

Günün her saati buraya gelebilirsiniz. 7/24 açık. Güvenlik açısından iyi denilebilecek durumda gibi. Bizim giriş saatimizde oldukça fazla sayıda güvenlik görevlisi vardı.


Kamp yapmak amaçlı da buraya gelebilirsiniz. Fakat birden fazla mesire alanı olduğunda önceden nerede ne yapılacağını araştırmanızda yarar var.

Irmak Tabiat Parkı’nın yürüyüş parkurunda bisikletinize de binebilirsiniz. Girişinizi buradan sağlarken çıkışınızı Neşetsuyu Tabiat Parkı’ndan sağlayabilirsiniz. Her iki yol da birbirine çıkıyor.


Belgrad Ormanı’ nda kaybolma olasılığınız her ne kadar az görünse de yürüyüş ve koşu parkurlarının aksi yönlerini tercih etmemekte  fayda var. Zira ormanın ne denli büyük olduğunu kaybolduğunuz zaman daha iyi anlayacağınız saatler geçirebilirsiniz.


Bu konuda anlatmak istediğim kısa bir hikaye var. Kardeşimin ve okul arkadaşlarının lise döneminde yaşadığı bir piknik anısı. Öğretmenleri mangalın başında çalışırken öğrencilerin bir kısımı etrafı gezmek istiyorlar.

Sohbet, muhabbet eşliğinde etrafı dolaşırken gidiş yönünü karıştırlar. Kendi aralarında herkes bir yön söyler ve ortak bir karar verilir. Fakat karar verilen bu yön tam tersi istikamettir. Saatler boyunca ilerlemelerine rağmen bir türlü geliş yönüne ulaşamazlar.

Sonunda avuç içi kadar küçük bir deniz görmüşler ve o yöne gitmişler.
Durmaksızın 5 saat ilerledikleri yolculuklarının sonu Kısırkaya Plajı’nda bitiyor. Ormanın ne denli büyük olduğuna şimdi daha iyi karar verirsiniz, umarım.


Belgrad Ormanı’ na ulaşım oldukça kolay. Maslak istikametinden gelecekler için Hacıosman metro durağından kalkan Bahçeköy otobüslerine binebilirsiniz. Ayrıca Taksim’ den kalkan toplu taşıma araçlarını da kullanabilirsiniz. Sarıyer ve çevresinden gelecekler de minibüs ve otobüsü kullanabilir. Hangi girişten içeriye gireceğinize gelmeden önce karar vermeniz önemli. Belli noktadan sonra otobüs gitmiyor ve yürümeniz gerekiyor. Örneğin, Irmak Tabiat Parkı’ nın girişi için Köy Yolu Otobüs durağında inmeniz gerekiyor. Buradan taksi çağırıp, ormana gidebilirsiniz. Kesinlikle yürüyerek gitmeyi denemeyin. Yollar hem çok dar hem de uzun bir mesafe.


Belgrad Ormanı’ na ilerlerken Atatürk Alberotumu da görmüş olacaksınız. Yalnız çok önemli bir husus var. Pazartesi günleri kapalı. Bizim gibi gidip hüsranla karşılaşmayın.

Giriş ücretleri ise şöyle;  bisiklet 4 tl, motosiklet 8 tl, otomobil 12 tl, minibüs 35 tl, midibüs 60 tl, otobüs 110 tl.

Belgrad Ormanı; şehir kalbinde özünü yıllarca korumuş, nesilden nesile aktarılan bir hazine. Geçmişte ki önemi ve görevi günümüzde her ne kadar değişmiş olsa da insanlar için vazgeçilmez bir yer halen daha. Şehirden fazla uzaklaşmadan bir gününüzü dileğiniz gibi burada geçirebilirsiniz. Doğanın insana verdiği enerji ve yenilemesi sayesinde bambaşka biri olacaksınız döndüğünüzde.

                                                                        Sevgiyle Kalın


Kaynakça
1- https://www.atlasdergisi.com/kesfet/doga-cografya/belgrad-ormanina-sadakat.html adresinden 07.12.2018 tarihinde ulaşılmıştır.
2- https://www.atlasdergisi.com/kesfet/doga-cografya/belgrad-ormanina-sadakat.html adresinden 07.12.2018 tarihinde ulaşılmıştır.

17 Kasım 2018 Cumartesi

Sessizliğin Yeni Adı: Garipçe Köyü

Son yıllarda adını 3. Yavuz Sultan Selim Köprüsü sayesinde sıkça duyduğumuz Garipçe, bugünlerde balık severlerin gizli rotası. Burası, şehir yaşantısının yoğunluğunu bir kenara bırakıp birkaç saatliğine kendinizi dinleyeceğiniz, sevdiklerinizle hoş vakit geçireceğiniz küçük, sakin bir köy.





“ Eski zamanlarda, adı Gyropolis (Akbabalar Şehri) olan Garipçe’ nin rüzgâr tanrılarıyla da yakın bir ilişkisi var; efsaneye göre acımasız rüzgar tanrısının damadı olan kralın sarayı buradaydı ve oğullarıyla birlikte Gyropolis’ i her türlü tehlikeden koruyorlardı. İsmi, Rumeli Feneri’ne olan yakınlığından ötürü “oldukça yakın” anlamındaki  Karibce’ nin günümüze değişerek gelmesiyle oluşmuş.”1


Sarıyer ilçesine bağlı olan Garipçe Köyü, Rumeli Kavağı ve Rumeli Feneri arasında bulunmaktadır. İki küçük tepenin ortasında kalan sessiz bir balıkçı köyü. İstanbul’ da köy yaşantısının tüm olanaklarını görebileceğiniz nadide yerlerden biri. Köy halkının çoğunluluğunu yaşlılar oluşturmakta. Genç ve orta yaşlı kimseleri görmeniz pek mümkün değil. Köy halkının çoğunluluğunu Karadenizliler oluşturmakta.




Köyde yaşayan birçok kişinin evinin önünde bahçesi var. Kendi imkanları ile yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri görmeniz mümkün. Ayrıca, köyün giriş kısmında kadınların kendi emekleri ile yetiştirdikleri ürünlerden de satın alabilirsiniz. Eski ahşap binanın gölgesine kurulan tezgahların üzerinde tarhana, kuskus, reçel, turşu çeşitleri, salça, yumurta, Trabzon ve mısır ekmeğini göreceksiniz.



Avuç içi kadar küçük bir alana sahip olan Garipçe Köyü’ nün geçim kaynağı; balıkçılık. Köye ilk adım attığınızda sizleri bir kenarda bekleyen balıkçı ağları ve tekneleri selamlayacak. Avlanma sezonun başlaması ile yılın en yoğun günlerini yaşamaktadır. 



Sahil kıyısına kurulmuş olan balıkçı restaurantları gün boyunca birçok yerli ve yabancı turistti ağırlamaktadır. Yan yana dizilmiş olan restuarantlar arasında istediğiniz restuaranta geçiş imkanınız bulunmaktadır. Örneğin; ilk sırada karşınıza çıkacak olan restaurant denize sıfır olmasına rağmen deniz seviyesinin üzerindedir. İç kısımlara ilerlediğinizde çakıl taşlarının üzerine bırakılan masalarda balığınızı afiyetle yiyebilirsiniz.


Balığın yanında sizlere yöresel lezzetlerden de sunumlar yapılacak. Damak zevkinizi şımartacağınıza emin olabilirsiniz. Mısır ekmeği, şakşuka ve semiz otu salatası gibi lezzetler köye gelen misafirlere özel olarak sunulmaktadır.



Garipçe Köyü’ nün bir diğer güzelliği de, leziz köy kahvaltısı. Sessiz, sakin ve huzurlu bir ortamda kahvaltı yapmak isteyenler için ideal yer bir. Deniz manzarası eşliğinde bir yandan çayınızı yudumlarken diğer bir yandan da dalga sesleri eşliğinde huzuru hissedeceksiniz. Balık restuarantlarının birçoğunda sabah saatlerinde kahvaltı hizmeti de sunulmaktadır.



Dilerseniz, köy manzarası eşliğinde de kahvaltınızı yapabilirsiniz. Sizlere sunulan eşsiz lezzetler arasında uzun yıllar unutamayacağınıza inandığım bir tad var. El yapımı olan reçeller daha önce yediğiniz bir reçele benzemiyor. Aynı zamanda el yapımı olan kurabiyeler de öyle. Kahvaltıda sizlere sunulan hemen hemen her şey burada yaşayan kadınların el emeği. Yediğiniz yiyeceklerin tümünün organik olduğuna gönül rahatlığıyla inanabilirsiniz. 




Gün içerisinde vakittiğinizde varsa şayet köyün üst kısımlarını da görmenizi tavsiye ederim. Yeşilin ve mavinin bir ahenk içerisinde varlığını sürdürdüğü Garipçe Köyü, İstanbul’ da her zaman gezilmesi gereken yerlerden biri. Karadeniz ve Boğaz' ı eş zamanlı görebileceğiniz muhteşem bir manzara sizleri karşılayacak. Yıllara meydan okuyan Cenevizlilerden kalan tarihi kale de köye ayrı bir güzellik katmaktadır.



Tarihe ilgisi olan kişilerin daha önceden de bildiği Garipçe Kalesi bugünlerde fotoğraf tutkunlarının buluştuğu seçili yerlerden biri. Gerek popular kültür sayesinde olsun gerekse gereksinimler doğrultusunda ortaya çıkan dış çekimler (nişan,düğün fotoğrafları) sayesinde  adını bir kez daha duyurmayı başardı. Sosyal medya’ da (Instagram, Facebook) Garipçe’ yi araştırdığınızda ziyaret amaçlı gelen birçok kişinin anı ölümsüzleştirmek adına Garipçe Kalesi’ nin önünde fotoğraflarının olduğunu göreceksiniz.



Antik Çağ'da Lykion Limen (Likyalıların limanı) adı verilen koyda boğaza hakim bir noktaya Osmanlı Sultanı III.Mustafa tarafından 1757-1774 yaptırılmıştır. Boğaz’ ı korumak amaçlı yapılmıştır. Denizin diğer yakasında Anadolu Kavağı’ nda bulunan Yoros Kalesi ile aynı görevi üstlenmiştir.”


Kaleye,  deniz tarafından bakıldığında eski halini az çok muhaza ediyor olsa da kara tarafından bakıldığında durum oldukça kötü. Bilinirliği günden güne artmasına rağmen ne yazık ki, eski ihtişamlı günlerinden eser yok.  Restorasyon çalışmalarının yakın zamanda başlatılmasını umut ediyorum. Kalenin içerisinde dolaşmak çok zor. Karanlık olması da ayrı bir etken. Etrafının çöp yığınları ve bira şişeleri ile bezili olması çok üzücü… Umarım duyarlığı kişilerin yardımı ile beklediği güzel günlere bir an evvel kavuşur.



Garipçe’ ye gelmeden önce göz önünde bulundurmanız gereken önemli birkaç unsur var. Köy, iki tepenin arasında olmasına rağmen sonbahar ve kış aylarında (özellikle soğuk ve rüzgarlı günlerde) gezinmesi oldukça zor bir yer. Gezi rotanızı belirlemeden önce hava durumuna bakmanızı tavsiye ederim.



Unutmamanız gereken bir diğer unsur ise, Rumeli Feneri ile karıştırılması. Garipçe, Rumeli Feneri’ nden daha önce gelmektedir. Kendi aracınızla veya toplu taşıma araçlarını kullanarak buraya gelmeniz oldukça kolay. Otobüsün ilk kalkış yeri olan Hacıosman Metro Durağı’ ndan 150’ e binmeniz gerekmektedir. Kendi aracınızla da gidecek olursanız, Sarıyer merkezden hiçbir yol ayrımına sapmadan Şehit Mithat Caddesi’ ni  takip etmeniz gerekmektedir. Bu yol sizi Sarıyer’ in tepesine götürecektir. Bundan sonra tabelaları takip ederek yolunuza devam edebilirsiniz. Ortalama gidiş süresi 40- 50 dk arasında değişiyor. Köyün girişinde aracınızı parka edeceğiniz boş alan mevcut.



Birkaç saatliğine de olsa şehrin gürültüsünü ardında bırakmak isteyenler için Garipçe Köyü paha biçilemez bir yer. Son yıllarda “doğaya dönüş” çağrısına yanıt vereceğiniz en güzel yer bence.  Çam ağaçları ve tertemiz deniz havası eşliğinde el değmemiş doğasına hayran kalacaksınız.

                      
                                                     Sevgiyle Kalın





Kaynakça
1- http://www.saffetemretonguc.com/sariyer/ internet adresinden 17.11.2018 tarihinde alıntı yapılmıştır.